06.11.2013 |

Oktay Ekinci Anısına

İstanbul’un kent kimliği yüzyıllar ötesinden ve üç imparatorluktan bugüne, bazen yenilenerek, bazan de yıpranarak kalmış fiziksel yapı ve mekanlarla belirleniyor. Bu mekanların kaybolması, “kentin de hafızasını kaybetmesi” anlamına geliyor..

İşte bu yüzden, ufukta görünen her mega proje karşısında STK’lar, uzmanlar ve çoğu İstanbullular telaşlanıyor. Sermayenin yönlendinrdiği kent yapılanmasında tek söz sahibi olan siyasi iradenin, arazileri kamudan alıp özele veriyor olmasının yanısıra, kent planlarından bağımsız, sadece ekonomik değer üretme amaçlı projelerinin kent kimliğini hiçe saymak gibi özellikleri de var.
Alttan alta birikmiş bu tür hassasiyetlerin patladığı yer ise Topçu Kışlası oldu. Gezi olaylarının deprem şiddetindeki etkisi ile kamuoyu hiçbir zaman olmadığı kadar kente yönelik plan ve uygulamaları takip etmeye başladı. Hükümet İstanbul’a yönelik her gün yeni bir karar açıklarken, endişeli gözler kentin farklı alanlarına çevrildi. Evet, İstanbul büyüklüğü ve tarihi açısından planlaması zor bir kent ama bu kadar çok hatalı kararı üstüste almak her yönetime nasip olmaz.

İstanbul’a dair alınan kararlardan bir tanesi de Haliç tersanelerine, Tersane-i Amire’ye ait. Adının bu kadar şaşaalı olmasının bir sebebi var. Tersanelerin varlığı, Osmanlı’ya hatta Bizans’a dayanıyor. Türkiye’nin, hatta bazı referanslara göre ise dünyanın ilk endüstriyel tesisleri burası.

Konu sadece tersanelerin kendisi de değil. Bu tersanelere bağlı olarak çevresinde gelişen yaşam ve bu yaşamın gertirdiği yapılanma, bölgeye kendine özgü bir kimlik veriyor. Çorlulu Paşa Camii, Çıpa dökümhanesi (Lengerhane), gemici kahveleri ve bölgeye kimliğini kazandıran nice yapılar da burası bir endüstri merkezi olunca, eğitim de önem kazandı ve 1773’te İstanbul Teknik Üniversitesi’nin temeli, “Mühendishane-i Bahrii Hümayın” adı altında burada atıldı. 1873’te, bazı kaynaklara göre dünyadaki ilk buharlı gemi burada inşa edildi. 1885’te meşhuhr Hamidiye Zırhlısı burada onarıldı. Cumhuriyet döneminde çok sayıda çıkarma gemisi, yolcu vapuru, araba vapuru inşa edildi. Kısacası Haliç Tersaneleri, Bizans’tan bugüne İstanbul’un denizle olan yoğun ilişkisinin en temel yansıması olarak kentin kimliğine kazındı.

Ancak bu bölge şu anda yeni bir Mega Proje tehlikesiyle karşı karşıya: Haliç Port. Diğer örnekler gibi Haliç Tersaneleri de Temmuz ayında “yap-işlet-devret” modeliyle ve açık artırma ile yapılan ihalede, 1 milyar 345 bin dolara özel sektöre 49 yıllığına devredildi.. Projede her biri 70 yat kapasiteli iki yat limanı, her biri 400 oda kapasiteli 5 yıldızlı iki otel, dükkânlar, restoranlar, kongre ve kültür merkezleri, sinema ve eğlence tesisleri, 1000 kişilik cami ve otoparkını kapsıyor. Tersane alanının ticari amaçlı farklı işlevli ve de yüksek yapı yoğunluklu binalarla doldurulması Haliç’i simgeleyen kültür varlığının tamamının kaybolması tehlikesini yaratır.

Şimdi en önemli ve aslında cevabı baştan bilinen soru şu. Bu proje hangi imar planına ya da master plana göre hazırlandı. Elcevap: Bu alan için hazırlanmış bir Koruma Amaçlı Nazım ya da İmar planı bulunmamaktadır. Zaten Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi de, aynen bu gerekçeyle ve ayrıca bu alanın endüstriyel sit olması ve ayrıca İstanbul Büyük Şehir Belediye’sine üçüncü kişilere devredilmemesi koşuluyla verildiği gerekçesiyle ihalenin iptaline yönelik dava açtı.

550 yıllık tarihi bir süreçten günümüze değin varlığını sürdürmüş bulunan Tersane-İ Amire, Haliç Bölgesinin önemli Sosyo- Ekonomik merkeziydi. Kent kimliğini oluşturan siluete ilişkin ne kadar imge var ise Haliç Havzasında olduğunu görürüz. Haliç’in doğasında “Su” yaşamın biçimlenmesinde önemli bir coğrafi kültür, hem de toplumsal yaşamı şekillendiren, farklı sosyal kültürleri birleştiren korunması gereken yaşam alanıdır.

Siyasi irade Tersane-i Amire Projesini Metropoliten Planlama kararlarının dışında, bağımsız ekonomik değeri yüksek stratejik bir proje olarak değerlendirmektedir. Haliçport Projesinin rantını ekonomik cazibesini kavramakta gecikmeyen yatırımcılar bölgeyi Kent Merkezinde yeni bir “Arsa” alanı olarak görmeye başladılar.

Yakında, kentsel dönüşüm yasası ile kıyı kesimindeki eski yerleşme alanları üzerinde yüksek yoğunluklu turizm, ticaret ve konut bloklarını görmek sürpriz olmayacaktır. Haliç havzasının yapılarla aşırı yüklenecek olması, Kentsel Kimliğin Hafıza Kaybına yol açarak, “Altın Boynuz” olarak dünyada ünlenen Haliç’in sadece hafızalarımızda yaşamasına yol açabilir.

Ekonomik değer kayıpları telafi edilebilir. Oysa yitirdiğimiz doğal ve kültürel çevremizi yeniden inşa etmemiz mümkün mü?

Yapılması gereken Haliç’ kültür havzasını su öğesi ile bütünleşerek İstanbul’un su ilişkisini öne çıkarak, Marmara ve Boğazla birlikte ve bölgeleri birbirinden ayıran değil birleştiren master projesi düşüncesi, demokratik bir platformda toplumu, tüm sivil siyasetin temsilleri ile kent yöneticilerini bir araya getirebilir. Böyle bir master proje, geçmişi geleceği taşıma projesi olabilir. İstanbul’un doğal, kültürel, siyasi ve sosyal tarihi referanslarıyla yoğun kültür Havzasının gelecek nesillere aktarılması ve henüz kaybedilmemiş kentsel bir mekanın yeniden topluma kazandırılması projesi, planlama tarihimiz için önemlidir.

Haliçport’a dönüşüm projesi, mimarların, şehir plancıların sorunu olmaktan öte, tüm bilim insanlarının İstanbul’da yaşayanların ortak sorunu olduğunu düşünüyorum. Bu konuda düşünenleri Haliç Platformu tartışmasına davet ediyorum.

Ersen Gürsel

İstanbulSMD Başkanı