19.03.2012 |

Taksim’de ilk yapı, I. Mahmut döneminde 1731’de yapılan, su depolama ve dağıtımının taksim edildiği yapıdır. “Taksim” adı buradan gelmektedir. Taksim’deki ikinci yapı Cumhuriyet Anıtı’dır. Cumhuriyet sonrası 1928 yılında İtalyan heykeltıraş P. Canonica’ya yaptırılan Cumhuriyet Anıtı, su tesislerinin alanına, çevresiyle düzenlenerek konulur. Anıtın önemi, Cumhuriyet törenlerinin yapılması ve çevresiyle birlikte kentin sosyal hayatına katılmış olması nedeniyle giderek artar. Taksim, kentin merkezi olmaya başlar.

H. Prost’un imar planında Dolma-bahçe’de başlayan vadi boyunca Maçka’ya uzanan, Harbiye üzerinden Taksim’e kadar uzanan yeşil vadi projesinde Taksim Gezi Parkı’nı gerçekleştirmek, Lütfi Kırdar’ın hayalidir. Gezi Parkın 1940-44 yılları arasında eksikliklere rağmen bitirilir. Gezi Parkı, Taksim’in üçüncü ana yapısı olarak ortaya çıkar.

Kentin merkezine 38.000 metrekarelik park, yeni bir yaşam alanıdır.. İnşa edilmesiyle kentin merkezine yeni bir yaşam alanı katılır. Taksim Su Tesisleri, Cumhuriyet Anıtı ve Gezi Parkı kentin sosyal faaliyetlerinin merkezi alanı olur. Taksim Meydanı olarak tanımlanır ve meydanın kimliği oluşur.

Taksim Meydanı’nın Kent Yaşamındaki Önemi
Taksim Meydanı, Cumhuriyet dönemi anılan üzerine inşa edilmiş olması nedeniyle kentli belleğinde yerleşmiş önemli bir mekândır. Aidiyet bağlarının oluştuğu, sosyal yaşamın paylaşıldığı, kentsel bilincin gelişmesini sağlayan, İstanbul kentinin sosyal kimliği ile ilgili referansları barındıran, koruyan ve geleceğe taşıması kentsel kimlik açısından hayati önemde bir mekândır. Bir asırlık zaman diliminde oluşan, farklı işlevlere sahip, farklı sosyal ve fiziksel kimliği ile bugüne ulaşan, korumaya değer nitelliklere sahiptir. Taksim Meydanı ve çevresinde yapılacak yenileştirmeler, mevcut mekânları yıkmadan, yayınlara girmiş anıları silmeden de yapılabilir. Bugün metropol kentin farklı bölgelerinden gelen insanların buluştuğu, dağıldığı enerji merkezi, İstanbulluların olduğu gibi yerli-yabancı kişilerin de bilgi ve ilgi alanındadır. Kent yaşamındaki güncel konumu nedeniyle uluslararası kimliği bulunan bir merkez alanıdır. Bu nedenle Taksim Meydanı’ndaki yenileme projesini, çok boyutlu çevresel ve kentsel planlama bütünü üzerinden ele almak ve değerlendirmek gerekir.

Taksim Meydanı farklı işlevleri barındıran, yoğun dinamik yapısıyla geçmişten günümüze uzanan kimliği ile çevresiyle bütünleşen sosyal bir projedir.

İstanbul Kenti En Önemli Meydanını Kaybedebilir!
İstiklal, Sıraselviler Caddesi, Cumhuriyet, Gümüşsuyu ile Mete Caddeleri fiziksel nitelikleri inşa edildikleri dönemi anımsatan kentli belleğinde önemli kentsel mekânlardır. Taksim Meydanı ile birlikte anılırlar. Taksim Meydanı’nın sosyal aktivitelerini oluşturan taşıt ve yaya aktiviteleri bu yollar üzerinden kurulur.

Yıllarca yaya ve taşıtların birlikte olduğu, buluştuğu ulaşım mekânları, kent haritalarına girmiş ve kent belleğine işlemiştir; meydanı besleyen yollarda yaya ve taşıtların birlikteliği meydanın kimliğini belirleyen önemli bir dinamiktir. Geçmişten beri meydanda, yayalar ile taşıtlar birlikte sorunsuz yaşadılar. Meydanda önemli bir sorun olarak ortaya konulan araç trafiğini meydan platosunun altına almayı öngören proje, meydanın mekân kimliğini ortadan kaldırabilir.

Basında yayımlanan projenin resimler ürkütüyor. Endişelenmemek mümkün değil. Yayalaştırma fikri ile başlayan proje, meydanı yeniden boşluğa dönüştürülebilir. Önerilen proje 98.000 metrekareyi bulan beton bir platodur. İnsanlar plato üzerinde korumasız ve yalnızdırlar. Boşlukta yüzmektedir. Mekân asosyal bir yapıya dönüşebilir. Cumhuriyet Anıtı bu tasan ile ölçülerini kaybedecektir. Bu tasarı proje ile Cumhuriyet Anıtı yapısal ölçülerini kaybedecektir.

Yayalaştırma projesinde yayalar meydana kolaylıkla ulaşamıyor ise bu projeye “yayalaştırma projesi” diyebilir miyiz?

Anlaşılan o ki, diğer proje alanlarında olduğu gibi Taksim Meydanı projesi de hafife alınmış. Oldubittiye getirilip acele edilerek yapılmak istenen nedir? Projenin sıradanlığının kentsel tasarım alanına olumsuz etkisi nasıl fark edilmez?

Taksim meydanı Cumhuriyet anıları üzerine kurulmuş, zamanla kentin sosyal dinamikleri, yaşandığı 24 saat boyunca yaşayan aktif bir sosyal mekândır. Sosyal özellikleri fiziksel çevresinden daha önemlidir.

Sosyal mekân kamusal alan niteliğine sahip olması nedeniyle, projenin tanımı, programı ve planlamasında farklı uzmanlık alan çalışmalarına öncelik verilmesi, meydanın yaşaması için gereklidir.

Kentsel alan ve mekânların tasarımında öncelikler toplum bilimcilerine, kültürel değerlerin varlığını koruyan tarihçilere, projenin ekonomik verimliliğini önce çıkaran ekonomistlere ve sonunda projenin gerçekleşmesine zemin hazırlayan, hukuki yapısını belirleyen, projelerin gerçekleşme olasılıklarını ortaya koyan hukukçulara aittir. Oysa Türkiye’de sosyal yaşam alanlarının projelendirilmesinde öncelikleri mimarlara verilmektedir. Bu tür projelerin üretilmesinde aceleye gerek yoktur. Kentlerin sosyal katmanlarının katılımıyla oluşan görüşler, projelerin aktüel ve dinamik yapısının oluştururlar. Türkiye’de fiziksel çevrenin iyileştirilmesi için önerilen projelerin kentli yaşamına etkisi neden tartışılmaz? Kentlinin yaşam alışkanlıkları, yaşam kalitesinin iyileştirilmesi, sürdürülmesi gibi olgular hiç mi önemli değildir? Peki, bu meydanlar kimin için yapılır? Varsa yoksa inşa etmek!

Taksim meydanı İstanbul metropol kentinin tek meydanıdır. Bu sosyal mekânı kaybetmemek için çok hassas olmalıyız. İstanbul Belediyesi’nin mimarlık kültür tarihimiz içindeki yeri ve kimliği belirsiz eklektik bir yapıyı günümüze taşımasındaki ısrarı, inatlaşmaya varan tutumu anlaşılır gibi değil. İstanbul, yeşil alanlarını kaybederken, gayrimenkul yatırımcılarının yönlendirdiği ekonomik dinamikler, şimdi de kentin yeşil alanlarına musallat oldular. Yapılmak istenen açıkça görülüyor: Olmayan bir yapı üzerinden kent merkezinde potansiyeli yüksek ticaret alanı oluşturmak, bu projenin niyetidir. Dönüşüm projelerinin tümü, yürütülmekte olan siyasetin düşünce yapısının fiziksel mekâna yansımaları olarak görülmektedir.

Yeniden düzenlenecek kamusal alanların projelerin üretilmesinde aynı meslek grubuna ait uzmanların çalışmalarıyla başarılı sonuçlar alınmasının mümkün olduğunu düşünemiyorum. Kamu yatırım alanlarının tümünde, projelerin konusuna, içeriklerine, kentsel alana katkısına, çevresel planlama alanlarıyla etkileşimine bakılmaksızın, amaçlarına hizmet edecek ve en kısa sürede tamamlanacak bir proje elde etme yöntemi uygulanmaktadır.

Bu tür uygulamaların, kentsel ve hukuksal açıdan sorunlu ve kalitesiz olduğu, kentin doğal çevresini olumsuz yönde etkilediği, kentin kimliğine doğrudan yanlış müdahale olduğu ortaya konulmuş ve ayrıca yasal olarak kamusal hakların korunması açısından hukuki sorunları olduğu çok defa ifade edilmiş olmasına rağmen kamu yönetimi, siyasetin ekonomik aracı olarak hazırlanmış projelere müdahale olarak algıladıklarından, bu tartışma ortamına girmemektedir. Mimari tasarımları açısından da kalitesiz oldukları açıklıkla ortaya koyan meslek Odalarının yaptığı eleştirileri, kamu yetkilileri çalışmalarına müdahale olarak algılamakta ve tartışmadan kaçınmaktadırlar.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı, proje elde etme sürecindeki şeffaflıktan, demokratik tartışma ile eleştirel ortamdan neden kaçar ki? Yeniden düzenlenecek mekânlarda kentsel kaliteye, aynı mesleki sorunların tartışıldığı aktörler ile, bir meslek grubunun yapacağı tek yönlü çalışmalar ile ulaşılamaz. Olumlu sonuçlar, farklı uzmanlık alanlarının çalışmalara katılmasını sağlamakla alınabilir. Bu tür çalışma ortamlarında kamu yönetimi yönlendirici değil, çalışma gruplarının koordinasyonunu sağlamak olmalıdır.

Belediye Başkanı, içinde yer aldığı siyasetin cazibesinden uzaklaşıp kent halkının size verdiği kamusal görevini planlama projelerinin tümünü yatırım projesi olarak değerlendirildiğinden unutmaktadır. Belediye Başkanları farklı düşüncelere eleştirilere ve uyarıları dinlemesi kamusal görevi gereğidir. Üç imparatorluğun başkenti ve Cumhuriyet Türkiye’sinin dünya kenti İstanbul üzerindeki çılgınlıkları önlemesi iradesini ve otoritesini kullanması gerçeğini hatırlatmak gerekir.

İstanbul Belediye Başkanı’na şunu hatırlatmak gerekir; Yeni Anayasaya hazırlık sürecinde çokça dile getirilen “katılımcı, uzlaşmacı, şeffaf olma” söylemlerinin hiçbir inandırıcılığı kalmamıştır.

İstanbul Belediye Başkanının Avrupa’da hayran olduğu meydanların formları ilginizi çekmiş olabilir. Ülkenin meydanları kendi kimliklerini taşırlar. İstanbul kentinin kimliğine başka ülke örnekleri üzerinden ne katabilirsiniz ki!

Uluslararası yerel yönetim organizasyonlarının başkanı olduğunu söyleyen Sn. Kadir Topbaş, Güzel de, diğer ülkelerde yapılmış veya yapılmakta bulunan kentsel dönüşüm projelerinin tümünün insan odaklı olduğunu halen anlayamamış olması düşündürücüdür.

Proje elde etme sürecinde uygulanan model!
Dönüşüm projeleri siyasetin aracı olduğu sürece; belediye ve TOKİ kentlerin yenileşme sürecini ve fiziksel çevre yenilemesini inşaat yapmak olarak algıladıkları sürece sıradanlaşırlar. Proje mimarlarının seçiminde öncelikli kriter mimarların ünlü veya ünsüz olmaları değildir; “Selçuklu ya da Osmanlıcı” olmak ya da “yetmez ama evetçi” olmak daha öncelik bir seçilme nedenidir. Siyasetin desteğini alan yatırımcıların, sipariş üzerine proje yaptırdıkları mimarların sayısı da giderek artmaktadır. Kent bilimine ait hiçbir bilgiyi kullanmadan üretilenler, kalitesiz, yapay, yaşam standartlarının gerisinde tiyatro dekorları gibi yapay örneklerdir. Proje elde etme sürecindeki şeffaflıktan, eşit koşullarda katılımcılığın sağlanmasından, kentsel konuların paylaşılmasından belediyeler neden uzak dururlar? Sakıncalı olan nedir?

İstanbul Belediye Başkanına, İstanbul kentinin coğrafyası, topografik yapısı, silueti ve kültürel değerleri, onu dünya kentlerinden farklı kılan, ayırt edici özellikleridir. Kentin bu değerleri üzerinde oluşan yaşam çevresinin dinamik yapısını koruyarak yaşatma, gelecek nesillere aktarma, doğal ve kültürel değerlerinin tahribatını önleme sorumluluğu belediye başkanı olarak size aittir.

İstanbul kentinin topografik yapısı, bize kent üzerindeki yapıların yükselişini daha da vurgulamaktadır. Mimar olarak bunun farkında olduğunuzu düşünüyorum. Siyasetin cazibesinden bir an uzaklaşıp kent halkının tümüne eşit mesafede olmanız kamusal göreviniz gereğidir. Tercihlerinizde kamu menfaatinin öncelikli olduğunu size hatırlatmak isterim. Düşüncelerinize karşı olanları dinlemek, eleştiri ve uyarılarını değerlendirmek, çağdaş olmanın koşulu ve ilkesel bir duruştur.