28.07.2016 | Aydan Volkan

Milenyum ile birlikte daha da belirginleşen bir şekilde, modern mimarlık söylemlerinin küreselleşme ve postmodern saldırı karşısında dağılışı, onun gücüne duyulan güveni kökten sarstı. Mimarlık, neoliberal politikalar ve azgın kapitalizm ile tüketim eğilimlerini kışkırtıp tutkuya taşıyan görkemli sermaye kurgularının esin kaynağı ya da cilası olan ürünlere dönüşme sürecinde. Son 40 yıldır dünya genelinde çoğu ülkenin ekonomisi yapı üretimi üzerinden hareket etmekte ve bu süreçte de sermayeye hizmet eden mimarlık, önemli bir aktör durumuna geldi.

Aravena’nın bienalin konusunu oluşturduğu metnini genel hatları ile anlamlı buluyorum. Yok olma ya da yeni bir form alma sürecindeki kapitalizm karşısında toplumların sosyal, hukuki ve ekonomik alanlarda yaşadıkları çözümsüzlükler, dünyada artan nüfus ve nüfusun yarattığı çevresel endişelerle yapılı çevrenin hızlı ve plansız dönüşümüyle oluşan kötü kentleşme… Bunlar mimarlığın çok iyi bildiği olumsuz süreçler, dahası mimarlığın bu süreçlerin aktörlerinden biri olduğu da aşikar. Aravena, tema metninde bilmediğimiz bir şey söylemiyor. Kendisinin de içinde olduğu hızlı üretim sürecinde bildiğimiz konuların altını çizip olumsuz giden bu süreci değiştirmek için mimarlığın etkin görev alması gerektiğini hatırlatıyor. Bu hatırlatma da mimarlığı daha fazla sosyal içerikli projelerde çalışmaya davet ederken yıldız mimarlık sürecinin de sona erdiğini söylüyor. Ancak metninin içinde sosyal içerikli projeler üzerinden yeni bir model yıldız mimarlık tanımını da yaptığını düşünüyorum. Basına yaptığı konuşmada ise sermayeye hizmet eden diye tanımladığı güncel yıldız mimarları ve büyük ofisleri eleştirirken kendisini dışında tutmasını da garipsiyorum. Bu tavrı 20. yüzyıldan alışık olduğumuz büyük adam ve büyük cümleleri çerçevesindeki “tekil akıl”’ı hatırlatıyor. Halbuki bienale esas teşkil eden “Cephenizde neler oluyor?” sorusunun cevabını bugünlerde yaratılmaya çalışılan “kolektif akıl”lar verebilir.

Dünya genelinde küçük ölçekli mimarlık üretiminde kalıp mimarlığa dair söylemlerinde kendini korumalı alanda tutmayı tercih eden mimarlık aktörleri haricinde herkes olumlu ya da olumsuz örneklerle sermayeye hizmet ediyor. Çünkü kapitalizm bir ideoloji olmanın ötesine geçip bir din konumuna geldi. Hiçbir mimarlık aktörü, ister akademisyen ister pratik mimarlık üretiminde olanlar olsun kapitalizmin kurduğu bu dünya düzeninin dışında kalmadı ya da kalamadı. Kapitalizmin yarattığı gösteri toplumunda mimarlık alanında olumsuzluklar dışında iyi örnekler de oldu. Ama iyi örneklerin çoğu sermaye ekseninde hayat buldu. Nitelikli mimarlık ödüllerinde bile sosyal içerikli proje sayısı pek yeterli değil. İyi mimarlık örnekleri, mimarlık üretim toplamının içinde metrekare ya da büyüklük olarak o kadar az ki.

Evet, itiraf edelim: Aravena dahil hepimiz son 40 yıldır çoğunlukla sermayenin yönlendirmesiyle projeler tasarladık. Aravena, dünya siyasetinin sağa kaydığı bu yıllarda, sağ siyasetin karşısında kurulmaya çalışılan yeni cephenin oyuncusu olmaya çalışıyor, hatta sermayeyle yakın bağları da olabilir. Ama bu seneki bienalde ortaya koyduğu konu ile çoğumuza, toplumlar için mimarlığın ne kadar önemli olduğunu hatırlattı. Hepimize “Cephenizde neler var?” diye sorarken ya da sordururken eteğimizdeki taşları dökme fırsatı verdi. Bunda, bu fırsatı yakalayıp Aravena’nın metnini yorumlayıp bienalde işe dönüştürenler kadar, bienali izleyen mimarlık aktörlerinin de katkısı olsa gerek.

Bugün dünyanın geldiği noktadan bakınca, Aravena biz tasarımcı mimarlara gösteriyor ki artık sadece tekil mimarlık üretimleriyle olmuyor, ben yapmasam başkası daha kötüsünü yapar diyerek olmuyor, akademisyenlerin akademik çevreler içinde kapalı kapılarda konuşması ile olmuyor, mimarların kendi yaptıklarını meşrulaştırırken başka bir mimar benzer bir şey yapınca ikiyüzlüce eleştirmesi ile olmuyor, mimarlığa da yapının mimarına da hiçbir katkısı olmayan mimarlık güzelleme okumaları ile olmuyor, mimarlık medyasının sadece tekil mimarlık ürünleri üzerinden yayın yapması ile olmuyor, mimarlık medyasının mimarlığı ilgilendiren diğer disiplinler ve konuları göz ardı etmesi ile olmuyor, mimarlık eleştirisinin kamplaşma düzeyinde yapılması ile olmuyor… Daha çok “olmuyor”lar var.

Ancak Aravena’nın metnini ilk okuduğumda Sezen Aksu’nun bir şarkısı aklıma gelmişti. Belki şarkının bu cümlesi ile yeniden düşünmeye, konuşmaya, tartışmaya ve mimarlık üretmeye başlayabiliriz. “Masum değiliz hiçbirimiz.”

Bu makale XXI Dergisinin 2016 Temmuz-Ağustos sayısında yayınlanmıştır.