20.12.2012 |

Günümüzde yaşam koşulları sürekli değişmektedir. Sosyal çevrenin gelişiminde eski ve dar alanda üretimler ilişkiler kayboldu. Yapı alanındaki teknolojik gelişmeler coğrafi ile yerel yapı malzemelerinin yapı üzerindeki önemleri azalttığı gerekçeler ile binaları içinden çıkılmaz tek düzeliğe, yalnızlığa, toplumsal aidiyet olgusunu bireysel düzeye sıkıştırdı. Çağdaş olmak hevesiyle teknolojik araçların yönlendiği biçimlerin öne çıktığı mimari projelerin giderek bir birine benzediği tek düzeye indirdiği görülmekte farklı olmak adına özgünlükleri tartışılan projeler, formları da tüketmeye başladılar. Her şey tek düzeye indi. Biçim öne çıktı. Doğal ve kültürel değerlerin varlığı yaşam alanlarından uzaklaştırıldı, önemsizleştirildi. Yapay çevre oluşturma projelerinin kontrol edilemez boyutta gelişimleride özendirilmeye devam ediyor. Yakın gelecekte farklı yaşam alanları olarak tasarlanan insansız yapay mekanlar da sosyal gerilimlerin oluşmasının sürpriz olmayacağı bilinmelidir.

Teknolojik gelişimlerin baskın olduğu, bir süreçte yaşıyoruz. İnsanlar kendilerine ait olmayan teknolojileri kullanırken, oluşan benzerliklerin farkında değiller. Teknoloji bağımlılığı insanların aidiyet duygularını olumsuz etkilerken özgür ve birey olma alanlarını da daraltmaktadır.

Yeni yerleşim alanları şehirciliğin temel planlama ilkeleri dışında gelişigüzel planlanırken, doğal çevre giderek tüketilmektedir. Fiziksel mekanların düzenlenmesinde doğa-insan dengelerinden vazgeçilmiş, yapı üretimine öncelik verem arazi tüketime yönelik projeler, gelecekte içinden çıkılmaz bir yığın sosyal ruhsal ve kentsel sorunları da oluşturacaktır.

Şehirlerde planlamanın dengesini sağlayan yeşil mekanların yapı alanlarına dönüştürülmesi sürecinde rol alan, mimarların farklılık yaratma endişelerinin tasarımlarına yansıdığı görülmektedir. Biçimlerin tüketildiği ne idiğü belirsiz yapı kitleleri insanların kâbusu olmaya başladı. Öyle ki yeni moda yaşam alanları olarak sunulan çoğu mimari projelerin ortak açık alan düzenleri mekânları, dış görünüşleri kadar itici amaçlarından uzaklaşmış tasarımlar olduğu görülüyor.

Kentsel planlamalarda çok boyutlu planlama kavramı terk edilmiştir. Kent arazilerinin ekonomik değerlerini artırmak amacıyla, imar planı tadilatları aracıyla yoğun yapı üretimine olanak veren yapılanma koşulları öne çıkmıştır.
Konut piyasasında talep oluşturmak öncelikli olmak, öne çıkmak amacıyla, hayal projeler ile yapı üretimlerinin kontrol edilmez hızı ve sürekliliği fiziki çevrenin kirlenmesine, yeniden üretilmesi mümkün olmayan doğal çevrenin tüketiminide hızlandırmaktadır. Çoğu projelerin “ÖZNE” si unutulmuş gibidir.

Küresel tüketim politikaları üzerine kurgulanmış planlama stratejileri insanların yaşam alanlarını daralttığı ne zaman fark edilecek.

Fiziksel planlama, kentsel mekanların farklı nitelikli faaliyet kullanım alanlarının mekansal örgütlenme sistemini, çok boyutlu ilişkiler düzeyini gösterirler. İnsanların, yaşam alanları tanımlayan, bu alanları koruyan hukuksal bir belgedir. Benim bildiğim kent planlarının yenilenmesi ve değiştirilmesi sürecinde kamusal hakların korunması planlamanın temel ilkesidir.

Yerel yönetimlerin çağdaşlık adına arazilerin değerlendirilmesini hedef alan imar planları tadilatları yerel meclislerin en önemli sorunu olmuştur vede devam etmektedir. Kamuoyunu dışlayarak keyfilik düzeyinde yapılan tüm plan tadilatları kamu hukukuna aykırı müdahalelerdir. Şimdi ülke üzerindeki tüm kentlerdeki fiziksel planlama şeklen vardır ama kentlerin yapılanması birbirinden kopuk parsel bazında parçalı olarak gelişmektedir.

Gelir geçer ekonomik değer yargılarıyla yoğunlaştırılmış bir yapı çevresinde insanları yaşamaya zorlamak insanların yaşam alanlarına yapılan bir tecavüzdür ve insan haklarına aykırıdır.

Yeni dünya düzeninde dijital ortamda üretilen projelerde sosyal yaşam alanları ve yapılı çevrenin tasarımda insan nerede sorusu şehir plancıları, peyzaj ve mimarlara yapılan önemli bir soru eleştiridir.

Mimari Yapıda Kimlik Sorunu

Mimaride özgünlük ve kimliğin oluşması farklı okumalar ve mesleki tasarım alanında zaman zaman tartıştığımız birkaç soruyu sizlerle paylaşmak isterim.

Geleneksel planlama modelleri ve standartları, çağdaş mimari tasarım alanlarının özgünlüklerinin oluşturulmasına engel midir?
Doğal ve kültürel çevrenin devamlılığının sürdürülmesi mimari tasarım projelerine sınırlar koyar mı?
Bugün fiziki planlamanın kamusal alan standartları, tüketim ekonomisinin baskısı altındadır. Yaşadığımız süreçte yapı teknolojisi alanlarında ki gelişmeleri izlerken, özgünlük ve kimlik kavramlarının sürdürülmesi mümkün müdür?
Yaşam kalitesi planlamanın hangi sürecinde oluşur.
Özgün tasarımlar olmaksızın mimari kimlikten söz etmek mümkün müdür?
Yerleşik kentlerin özgün yapı çevreleri ve farklılıklarının, bulundukları coğrafya ve doğal çevre koşullarında oluştuğu görülür. Kentleşmenin başladığı tarihten beri bu hep böyle süregelmiş. Coğrafik yapısı, çevresi koruduğumuz sürece, ileri teknolojik verileri de kullanmak özgün ve kimlikli bir fiziksel çevre mimari tasarım yapılabilir. Mimari olguyu sosyal- kültürel çevrenin tasarım gereksinimi olarak algıladığımızda farklılıklar oluşturulabilir mi?

Bugün küresel dünya düzeninin aktörleri finans kuruluşları, ekonominin büyümesine öncelik verdiklerinden gelişmekte bulunan ülkelerin ulusal kalkınma politikalarına müdahale etmekte ve de yönlendirmektedirler. Doğal ve kültürel çevre, yapı teknolojisi, hukuksal alt ve üst yapı dahil her türlü eşiğin kalkınmanın engeli olduğu gerekçesiyle tüme varan fiziksel planlama yöntemlerini dışlayarak, Stratejik Planlama Modellerin tavsiye etmektedir. Planlamanın öznesini ortadan kaldıran uluslararası yatırımlara öncelik veren, büyümenin tartışılmaz modeli olarak dayattıları Stratejik Planlama v.s Modeli siyasi otoriteler için mucize olarak algılanmaktadır.

Ekonomik büyüme için öngörülen stratejik planlama modellerinde, araziler ekonomik değerin üretildiği doğal alanlardır. Fiziksel planlamanın çevre, kültür, sosyal ve hukuk mülkiyeti gibi tüm dinamikleri önemsizleştirilmiştir. Stratejik planlama modelinin uygulanması ile, hangi ölçekte olursa olsun planlama kavramı çok boyutlu dinamik yapısını kaybetmiştir. Fiziksel mekanların çok boyutlu dinamik yapısı terk edilmiş, yapılanma koşullarını belirten yapı emsal (E….) yapılı çevre düzenin en önemli ölçütüdür. Her alandaki imar planları tadilatlarında (E…) bir semboldür, rant alanlarının simgesi olmuştur.

Şehirlerimizin doğal ve kültürel çevreleri, sosyal yapıları önemlerini yitirmiş çok katlı yapılar, kulelerin belirlediği tek düzelik kentlerin var olan kimliklerinin üzerini örtüp ortadan kaldırmış. Yapay mimari tasarımlarla yaşam kalitesi cazip hale getirilmeye çalışmaktadır.

Yapılmakta olan parsel bazındaki plan tadilatları ile yerleşme alanları bütünselliğini kaybettiler. Kentlerin tanımında ortak değerler aidiyet duygusu önemini yitirdi. Teker teker kaybedilen kamusal yaşam alanları inşa edilen binların kapalı mekanlarında tasarlanmaktadır. Ne yazık ki;

Bazı mimarlarımız, kentlerde kaybedilen kamusal mekanların, AVM’lerin kapalı mekanlarında üretilmelerinin bir kazanım vede çağdaş çözüm olarak algılamaktadır.

Medyatik projelerin tümünde arsa alanlarını nerede ise tamamının yapı alanı olarak planlandığı görülmektedir. Zeminde kaybedilen açık alanların çatılarda projelendirilmesi aynı şey midir? Fiziksel planlamanın temel ekseni olan kamu yararı kavramı doğal ve fiziksel çevrede oluşan sosyal bir alandır. Bu kavram; yaşam çevresi kalitesinin anahtarıdır. Yerel yönetimlerin fiziksel planlama ölçeğindeki çoğu projelerinde kamusal alanların, içeriği boşaltılmakta ve tüketilmektedir.
Mimari kimlik, tekil yapılarda değil, kentsel alanlarda oluşur.

Şehirlerin sosyal, kültürel ve coğrafi çevre iklim özellikleri, siyasi konumları, yönetim biçimleri, onları farklı kılan belirleyici nitelikleri kimlik yapılarıdır.

Eski yerleşik alanların fiziksel özelliklerinin mimari yapıları da yansıdığı görülür. Sokakların oluşumu, yönleri ve fiziksel yapıları yer aldığı coğrafyanın iklim özelliklerine göre biçimlenmiştir. İnsanların sosyal ilişkilerini geliştirdikleri, buluştukları, karşılaştıkları sokaklar kamusal mekânlardır. Ustaların elinden çıkan konut yapıları yerleşik bölgenin kimliğini yansıtır. Bu nedenle mimaride kimliği tek tek yapı üzerinde aramanın yetersiz olduğunu düşünüyorum. Biçimlere önem veren gelir geçer mimari tasarımla, kişilere özgü değerler taşıyabilirler. Fakat kentsel kimlik zamanla oluşan doğal sosyo- kültürel olgunun sonucudur.

Bugün mimari projeler tüketim ekonomisinin aracı haline gelmiştir. Uluslararası organizasyon yanlarının düzenlendiği mimari yarışmalarda, seçim kriterlerini organizasyon örgütleri belirlemektedir. Mimari projelerin kalitelerinin ölçülmesinin bu tür ön yargılı seçimlerle yeterli olduğu kanısında değilim.

Ulusal veya uluslar arası yarışmalar veya tekil olarak üretilen projeler üzerinden tüme varan özgünlük ve kimlik sorununun tartışılmasına da bir anlam veremiyorum.

Kanımca mimari kimlik sorununu, kentlerde yapı üretiminin yüksek oranda olduğu konut yerleşme alanlarının fiziksel çevrelerinde aranmalıdır.

Fiziksel planlama hazırlık sürecinde demokratik tartışma platformlarının kentli insanın yaşam çevresine sahip ve söz hakkı olmasının, aidiyet olgusu için çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Çevre koşullarının korunması ve geleceğe taşınmalarını amaçlayan kente ait sosyal kültürel fiziksel değerlerin yer aldığı doğal çevre sorunlarını taşımak kentli olma bilincinin sonucudur, aidiyet olgusunu belirler. Kentlerin fiziksel planlamanın verimliliğinin sürdürülmesi, kent halkının da katıldığı düşünce üretme platformlarında mümkün olabilir. Kentsel yaşam alanı içinde rolü olan tüm sivil toplum kuruluşların kentin sorunlarıyla yüzleştiği ve tartışıldığı dinamik ortamlar kentsel kalitenin oluşmasına katkı sağlar.

Düşüncenin özü, demokratik olmak, kentsel planlama sürecinin, kentin tüm dinamiklerinin katıldığı, sorunların tartışıldığı, ortak akıl platformlarda tartışıldığı kent halkıyla birlikte yaşamaktır.